Anne Baba Olmadan Önce

Anne baba olan danışanlarımın çoğu, görüşmeler esnasında bana bir çocuğum olup olmadığını sorarlar. Bu sorunun altında, tam olarak anlaşılma ve uygulanabilir çözümler alma ihtiyacının olduğunu anlamak çok da zor değil. Her ne kadar bu ihtiyacı karşılamak için, bir psikoloğun anne baba olması gerekmese de, kişisel deneyimlerimden de yola çıkarak anne baba olmayı düşünenlere derim ki:
Anne babalık, son derece duygusal sebeplerle giyilen bir kimliktir. Zira, anne baba olmanın mantıklı herhangi bir yanı bulunmaz. 
Bulantılar, ağrılar, uykusuzlukları barındıran 9 ay,
Büyük bir cesaretle, birçok ağrı ve sancıyı göze almayı gerektiren doğum süreci,
Çalkantıları 40 günden çok daha uzun süren loğusalık,
Uykusuz geceler,
Yaşam boyu vazgeçtim deme şansı bulunmayan bir sorumluluk,
Zaman, enerji, maddi kaynakların ona adanması,
Vazgeçilen ya da ertelenen diğer ben tanımlarınız, sosyal hayatınız,
Belirsizlikler, sınır denemeleri, düşmeler, kalkmalar, kazalar, can acıları, ağlamalar, ödevler, okul seçimleri…
Ve tüm bunlara rağmen, büyüyüp bir gün terapiste gittiğinde o odada en suçlu kişinin siz olacağınızı bilmek…
Tüm bunları bile bile anne baba oluyorsanız, bunun mantıklı bir şey olmadığında hemfikiriz demektir.
Anne babalık, başından sonuna bir eşlik ve rehberlik sürecidir.
 
Eşlik ve rehberlik etmenin, anne babalığın özü olduğunu düşünüyorum. Çocuk ve anne baba arasındaki ilişki zorluklarının hemen hepsi, bu konudaki eksikliklerden kaynaklanır. Anne ve baba, zihnindeki çocuk ve zihnindeki anne baba tanımı ile sürece başlar. Bu tanım bugüne kadar gördüğü, okuduğu, deneyimlediği tüm anne baba çocuk ilişkilerinden parçalar taşır. Buna okuduklarından, izlediklerinden, eş dost ve uzmanların söylediklerinden öğrendiği yapılması ve yapılmaması gerekenler eklenir: İki saatte bir emzirmeliymişim, emzirmeyi yirmi dakika sürdürülmeliymiş, mutlaka sırt üstü yatmalıymış, ilk altı ayı da benim odamda geçmeliymiş. Annecim diye hitap edilir miymiş? Övmek zararlı mıymış? Ceza verilir miymiş? Cezaya ceza denir miymiş? …miş…mış…müş…  Bu -meli -malılar, daha doğduğu anda size verilenler. Buna benzer tanımları içeren önünüzde yaklaşık 20 yıl var.
Hal bu ki, her çocuk ve dolayısıyla her anne baba eşsiz ve biriciktir. Dolayısıyla, her birinin de ihtiyaçlarının içeriği, miktarı, süresi birbirinden tamamıyla farklı olur. Genellemeler ve buna ilişkin veriler, bilgi dağarcığınızı genişletmek, çocuğun ihtiyacını karşılayabilmek için farklı yolları deneyebilmek için kesinlikle çok önemli. Bu nedenle çok okumak, araştırmak, işin uzmanına sormak, başka anne babaların neler yaptığını öğrenmek gerek. Ancak bunları tek yol olarak benimsemek, “bu iş böyle yapılırmış” demek hem çocuğun hem de sizin ihtiyaçlarınızın gözden kaçırılmasına sebep olur. Böyle bir durumda da çekiştirmeler başlar. Böyle anlatınca kulağa biraz karmaşık gelebilir. Bir örnek üzerinden ele alalım:
30’lu yaşların ortalarında anne baba oldunuz. Kendinize ilişkin çok sayıda tanımınız var. “Çalışkan, kendine yeten, sosyal, uykuya düşkün, spor yapmayı seven, titiz, bakımlı, tutkulu vs. bir insanım.” Bu tanımların her insanda ne kadar farklı olabileceğini bir düşünün. Sonra bir bebeğiniz oldu. “Az uyuyan, kolay sakinleşmeyen, sese ve ışığa aşırı duyarlı, sık sık ama az az emen, sevimli bir bebek.” Tıpkı anne babaya ilişkin tanımlar gibi, bebeğe ilişkin tanımların da yüzlerce kombinasyonu olabileceğini aklınızda tutun.  Uykuya çok düşkün bu annenin, az uyuyan bebek ile yaşayacağı fiziksel çökkünlüğü ve yardım ihtiyacını, uyku ihtiyacı az bir annenin çok uyuyan bebeği ile karşılaştırın. Sadece bir özelliğin bile insanın bebeği ve kendisi ile ilgili yardım ihtiyacını, yetkinlik anlayışını, mutluluğunu ne ölçüde değiştirebileceğini tahmin edebiliyor musunuz? Hal böyle olunca, nasıl olur da ilk 4 ay bebeğinize yalnızca siz bakmalısınız, onu her ihtiyacı olduğunda kucağınıza almalısınız ya da 2 saat dolmadan kesinlikle emzirmemelisiniz diyebilirsiniz ki?
Montessori, Waldorf, Reggio Emilia, Doğal Ebeveynlik, Demokratik Ebeveynlik ve daha bambaşka bir sürü anne babalık yaklaşımı var. Her birinin de bazı yönleriyle hitap ettiği çocuklar ve anne babalar var. Herhangi birinin sıkı sıkıya takipçisi olup tüm önerilerini uygulamaya çalışmak sizi zorlayıp, bezdirebilir. Ancak hepsine ilişkin fikir sahibi olmak ve aralarından çocuğunuza ve size hitap eden önerileri hayata geçirmek çok iyi gelebilir. Çaresizlik hissinden, bunu yapmazsam iyi bir anne baba değilim düşüncesinden, benim çocuğumda bu işe yaramadığına göre bu çocukta bir sorun var duygusundan kurtarabilir.
Öyleyse Anne Baba Olmadan Önce
 
  1. Kesinlikle kendinizi çok iyi tanıyor olmalısınız. Elinize boş bir sayfa alıp “Ben ………………………….” cümlesini nasıl ve kaç farklı şekilde tanımladığınıza, bu tanımlarda esneklik gösterip gösteremediğinize mutlaka bakın. Hayatta kendinizi daha iyi tanıyabilmenize yardımcı olacak deneyimler edinin. Tatiller, okumalar, eğitimler, terapiler, arkadaşlar, yaptığınız ve yapmadığınız işlerin her biri size yol gösterici olacaktır.
  2. Eşinizle ilişkinizden memnun olup olmadığınızı, zorlu zamanlarda birbirinize nasıl destek olduğunuzu, anlaşmazlıklara nasıl çözüm bulduğunuzu biliyor musunuz? Eğer “Hiçbir sorun yaşamıyoruz ki…” diyorsanız, önce sorunlar yaşamayı bekleyin ki nasıl çözdüğünüze dair de bir fikriniz olsun. Eğer “Sürekli sorun yaşıyoruz, bir çocuğumuzun olmasının ilişkimize de iyi geleceğine inanıyoruz.” diyorsanız işe bebekten önce bir çiçek yetiştirmeyi deneyerek başlayın.
  3. Anne babalık repertuvarınızı zenginleştirebilmek için çok okuyun, çok dinleyin, çok izleyin. Bunların hiçbirini uygulamayacak olsanız bile zihninizde onlara bir yer açın. Hangisine ne zaman ihtiyacınız olacağını tahmin bile edemezsiniz.
  4. Yardım istemeye, etmeye ve almaya açık olun. Çünkü hayatta bir insan yetiştirmekten daha zor hiçbir şey yoktur ve bu konuda yardıma ihtiyaç duymayacak tek bir kişi bile olamaz. Her şeyi kendim halletmeliyim düşüncesi, çocukla aranızda güvensiz bir bağın kurulmasına zemin hazırlayacağı gibi, sizi ve onu dünyaya karşı da güvensiz kılar.
  5. Mükemmel anne baba ya da mükemmel çocuk diye bir şeyin olmadığını, mükemmel olmaya çalışmanın da ciddi sorunlar yarattığını aklınızdan çıkarmayın. Yeterince iyi olmak, yeter!
  6. Sağlıklı bir yaşam sürmek, adaptasyon yeteneğindeki üstünlükten geçer. Aşırı prensipli ve katı kurallı olmak adaptasyonu zorlaştırır. Esneyebildiğiniz, kendinizi değiştirebildiğiniz, şu an eskisinden daha farklı düşünüyorum ve farklı davranıyorum dediğiniz her anı takdir edin. “Sen çok değiştin.” diyenlere teşekkür etmeyi ihmal etmeyin.

AYNA AYNA SÖYLE BANA…

Kulağa biraz sert geldiğinin farkındayım ama şunu görmekte fayda var: Çocuk eğer anne babanın aynası ise, bu ayna pamuk prensesin üvey annesinin aynası gibidir. Bastırmak için büyük çaba sarf ettiklerinizi, bilip de duymak istemediklerinizi bir bir yüzünüze çarpıverir.

Son 10 yıldır anne babaların çocuklarını yetiştirme biçimlerinin çocuğun kişilik gelişimini nasıl etkilediği konusunda çalışıyor olmama rağmen, bir aile ile yakın ve uzun süreli ilişki kurduğumda beni şaşırtan birçok şeyle karşılaşıyorum.

En şaşırdığım şeyse şu: Anne ve baba her ne kadar çocuğun kendinden ayrı ve bağımsız bir birey olduğunu biliyor ve ona göre davranmaya çalışıyor olsa bile, şu dünyaya vermek istediği ve veremediği mesajı çocuğunun üzerinden verebilme fırsatını hiç kaçırmıyor. Bu sebeple de, bütün yaşamı boyunca iyi bir eğitim alıp güzel işler başarmak istemiş; ama ne yazık ki yeterli kaynaklara sahip olamamış bir ailenin başarı tablolarında adı hep üst sıralarda yer alan çocukları olabildiği gibi; iyi eğitimli ve son derece başarılı ailelerin “istese çok başarılı olur” diye tabir edilen ama bir türlü o istemeyi gözlerinde göremediğiniz çocukları olabiliyor. Anne ve babanın kendinde yaşatmadığı, nasıl yaşatacağını bilmediği kutbu kontrol edilemez bir şekilde kendini çocukta aşikar ediyor.

Özellikle öfke, kıskançlık, haset gibi kabul görmeyeceği tahmin edilen duyguları bütünü ile baskılayan anne ya da babaların çocuklarından bir ya da daha fazlasında büyük ölçüde zarar verici davranışların görülmesi tesadüf değil. En dirençli, en zor değişim gözlenen çocuklar ve aileleri de,kendilerinde bu duyguların varlığından bihaber yaşayıp, çocuklarında bunların ortadan kalkması için ölesiye çaba gösterenler oluyor genellikle. Basit bir örnekle anlatmaya çalışayım: Anne henüz kendi annesinden ayrışmayı başarabilmiş değil. Anneanne nereye, çoluk çocuk hep birlikte onlar da oraya. Kardeşleriyle olan rekabetinde büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Bu sebeple de anneanneyi bir dakika kardeşleriyle yalnız bırakmıyor ki, unutulup yok sayılmasın. Bir türlü yüzleşemediği kıskançlığı, kendi çocuğunda ve kardeşine yönelmiş bir şekilde gördüğünde tahammül etmek onun için çok güç oluyor. Bir de çocuğunun, herkese ve her şeye hiç oralı olmadan verdiği zararla karşılaşınca buna dur demek imkansızlaşıyor. Çünkü o zarar verme hali, aslında isteyip de kendisinin bir türlü yaşatamadığı öfkesini de temsil ediyor.

“Psikoloğa gittik. Sorun çocuğunuzda değil sizde dedi.” cümlesinin klişe olduğunu kabul ediyorum. Ancak bunun boş yere klişeleşmediğini de eklemek isterim. Eğer, bir türlü değişmeyen ve varlığından rahatsızlık duyduğunuz bazı duyguları çocuğunuzda görüyorsanız, lütfen durun ve şu soruyu kendinize sorun: “Ben çocuğumda bu davranışa sebep olan duyguyu kendi hayatımda nasıl yaşıyorum? Yaşıyor muyum?”

ÇOCUK VE ERGENLERİN SOSYALLEŞME SÜRECİNDE DİSİPLİN

Çocuk yetiştirmede disiplin, çocukların ve ergenlerin sosyalleşme süreçlerinde anne-babaları ya da onlara bakım veren diğer kişilerin kurdukları ilişkilerin tamamını kapsar. Anne ve babanın çocuğunun davranışına verdiği tepkiler çocuğa, anne-babaya, aileye, çocuğun göstermiş olduğu davranışa ve bu davranışın hangi ortamda gösterildiğine göre değişebilir. Örneğin toplum içerisinde çocuğunuzun onaylamadığınız bir davranışına gösterdiğiniz tepkiyle aile içerisinde, çocuğunuzla baş başayken verdiğiniz tepkiler farklı olabilir. Ya da söz konusu davranış, onaylanan hoşunuza giden bir şey olsa bile, bazı anne babalar başkalarının yanında sırf şımarmasın ya da dikkat üzerlerine yönelmesin diye beğenilerini göstermekten çocuklarına aferin demekten uzak dururlar.

Anne ve babaların çocuklarını yetiştirme sürecinde uyguladıkları disiplin yöntemleri çok çeşitlidir. Ancak yapılan araştırmalar, anne babaların en çok hangi davranışları çocukluklarından beri görüyorlarsa onları uygulamaya devam ettiklerini göstermektedir. Bu da eğer uygulamada bir yanlışlık varsa, bunun kuşaktan kuşağa aynı biçimle aktarılmasına sebep olabilmektedir.

 NEDEN YANLIŞ YÖNTEMLERİ DENERİZ?

Anne ve babaların, davranış kalıplarının kendi ebeveynlerininkiyle sınırlı olması, çocuklarının hangi davranışları karşısında hangi tepkileri vereceklerini bilmemeleri, hatalı disiplin uygulamalarının temel sebebidir. Bu durum çocukların ruh sağlığını derinden etkilemektedir. Anne ve babaların doğru disiplin uygulamalarını bilmeleri ve uygulamayı başarabilmeleri depresyon, kaygı bozuklukları, davranım problemleri, okul başarısızlığı, sosyal ilişkilerde güçlük gibi birçok sorunun üstesinden gelebilmede etkili olmaktadır.

Davranışçı öğretiler bize en basit haliyle şunu söyler: Eğer bir davranışın devam etmesini istiyorsanız ona tüm dikkatinizi verin. Davranışın devam etmemesini istiyorsanız da onu görmezden gelin ve yok sayın.

Doğaldır ki, henüz dünyayı tanıma ve öğrenme sürecinde olan çocuklar birçok şeyi tecrübe etmeye çalışırlar. Birçok davranışı deneyerek bunların kendilerine bir yararı olup olmadığını, onları ve çevresindekileri mutlu edip etmediğini bilmek isterler. Bunu öğrenmenin denemek dışında çok fazla da yolu yoktur. Bu durumda onun anne babası olarak sizin yapmanız gereken en doğru şey onu en iyi şekilde yönlendirebilmek için doğru tepkileri verebilmektir.

Hangi davranış için hangi tepkinin doğru olduğu da öncelikle davranışın kendisine göre belirlenir.

Çocuğunuzun Olumlu Davranışı Karşısında…

Maddi Ödüllere Karşın Manevi Ödüller

Sıklıkla gördüğümüz anne babalardan edindiğimiz izlenimler ve bu konudaki araştırmalarımız anne ve babalarının çocuklarının olumlu davranışlarının birçoğunun devamı için maddi ödüllere başvurduklarını göstermektedir. Aslına bakılırsa çocuğa verilecek maddi ödül, yani istediği bir şeyin alınması ya da para verilmesi onun ödüllendirmenin birçok yolundan sadece bir tanesi ve en az işe yarayanıdır. Çocuklar temelde her türlü davranışlarında ilgi ve sevgi görmek isterler. Dolayısıyla sizin olumlu davranışını maddi bir nesneyle ilişkilendirmeniz aslında davranışı yüceltmekten çok ona bir paha biçmek, dolayısıyla bir anlamda değerini azaltmaktır. Çocuk olumlu davranışının hazzını yaşayamayıp, bunun ne kadar önemli olduğunu bir yana bırakıp tamamıyla onun ederine odaklanır.

Bu bilgiden hareketle bir çocuk için çocuğunuzun güzel bir sözü, ahlaklı bir davranışı karşısında verebileceğiniz en güzel ödül ona sıkı bir “aferin” demek ve sarılıp öperek sevginizi göstermektir. Öte yandan özel bir çaba gösterip, normalden daha fazla çaba sarfederek bir başarıya imza atan çocuğunuzun bu davranışını sürdürmesi için onu ödüllendirmek istiyorsanız da yine maddi bir ödülü bir tarafa bırakıp onunla birlikte keyifli vakit geçirebileceğiniz bir etkinlikte bulunmanız, mutluluğunuzu dile getirmenin en güzel yolu olacaktır. Böylelikle başarısının herhangi bir maddi değerle sınırlandırılamayacak kadar özel olduğunu da ona hissettirmiş olursunuz.

Çocuğunuzun Olumsuz Davranışı Karşısında…

Öte yandan, anne babaların çocuklarında onaylamadıkları davranışlar, çocukların doğuştan getirdikleri özellikleri değildir. Zaman içerisinde kazanılan, öğrenilen tepkilerdir. Sizin olumsuz davranışlar karşısında vereceğiniz tepkiler, çocukların bu davranışlarını değiştirmesine yardım eder. Ancak tepkilerinizi şiddet kullanmadan, bağırmadan ve öfkenizi kontrol etmeyi başararak uygulamanız koşuluyla davranış değişikliği yaratabilmede etkilidir. Çünkü  bu tepkiler başlı başına bir olumsuzluğun işareti olduğundan çocuğunuza şiddeti ve korkuyu öğretmekten başka bir işe yaramayacaklardır.

Model olma:

İnsanların diğer tüm canlılardan en önemli farkı, az önce değindiğim deneme-yanılmaya gerek kalmadan, görerek de öğrenebilmeleridir. Çocuğunuzdan yapmasını istemediğiniz davranışları, çocuğunuzun her gün etrafında görüyor olması, özellikle de güvendiği ve sevdiği kişiler tarafından bunların gerçekleştiriliyor olması davranışını değiştirmesini güçleştirir. Dolayısıyla, çocuğunuzun yapmasını arzu etmediğiniz davranışları yapmamak konusunda öncelikle kendinizde değişimler yaratmalı, doğru davranışı gösterebileceği ortamlar hazırlamalı ve doğru davranışı gösterdiğinde bunu fark edip onayladığınızı hissettirmelisiniz.

Açıklamalar ve uyarılarda bulunma:

Çocuklarınızın olumsuz davranışları karşısında onunla konuşabilmek, bu davranışın neden olumsuz olduğunu onunla paylaşmak ve bu konudaki beklentinizi ona açıklamak ilk adımda yapılması gereken en doğru davranıştır. Bu yolla hem çocuğunuzun neden sonuç ilişkileri kurma yolu ile sosyal yargılama düzeyini geliştirmesine, hem de zihinsel gelişimine yardım etmiş olursunuz.

Ancak açıklamalar ve uyarılar, bir davranışla ilk kez karşılaşıldığında ve çocuğunuzun yaşına uygun olarak yapıldığında faydalı olur. Tekrarlayan olumsuz davranışlarda açıklamalar işlevsizleşmeye başlar. Özellikle 11 yaşa kadar olan somut dönem çocuklarında uzun açıklamalar, konunun özünden uzaklaşmanıza sebep olur. Bu yaş grubunda doğru yol, uzun açıklamalar yapmak yerine davranışla beklentinizi desteklemektir.

Ödül ve ayrıcalıkları kaldırma:

Çocuğunuzun gerekli açıklama ve uyarıların yapılmasına karşın, aynı olumsuz davranışta ısrarcı davranması durumunda, özellikle de bu davranış ödevlerini yapmak gibi kendi kişisel sorumluluğu olan bir davranışı yerine getirmek ile ilgiliyse açıklama ve uyarılarınızın davranışınızla desteklenmesi gerekir. Bu koşullarda yapılabilecek en doğru davranış ödül ya da ayrıcalık olarak verilen bir etkinliğin kaldırılmasıdır. Örneğin, bütün hafta boyunca derslerini yapması gereken saatlerde sorumluluğunu yerine getirmemesi, hafta sonu için yapılan eğlenceye yönelik etkinliğin iptal edilmesi ile sonuçlanabilir. O saatte hafta içinde yapmadığı ödevlerini tamamlamasını beklersiniz. Ya da öfkeye kapılarak televizyonun kumandasını kıran bir çocuğun her hafta harçlığının bir bölümü kesilerek, kumandanın yenisinin alınması buna bir örnektir.

Görmezden gelme ve dikkati başka yöne çevirme:

Bazı durumlardaysa çocuklar yalnızca dikkat çekmek amacıyla olumsuz davranışlarda bulunurlar. Çok küçük yaş grubu çocuklarında küfür etme, 5 yaş ve üzeri çocuklarda bebeksi konuşmalar bu gibi davranışların en bilinen örnekleridir. Bu gibi durumlarda en doğru yaklaşım bu davranışları ile çocuğun dikkati üzerine toplayamamasını sağlamaktır. Yani davranışını görmezden gelmeniz ve yaşına uygun şekilde davrandığında, ilgi gösterip sözel pekiştireçler kullanmanız davranış değişikliğine yardımcı olacaktır.

 

DOĞRU DİSİPLİNİN “OLMAZSA OLMAZLARI”…

  • Anne ve babanın birbirleriyle aynı doğrultuda hareket ediyor olması
  • Aynı davranış karşısında aynı tepkinin, aynı disiplin yönteminin vazgeçmeksizin uygulanması
  • Yaptırımların, hatalı davranışla birebir ilişkili bir şekilde konulmasıdır.

 

BUNLARI UYGULAYABİLMENİZ İÇİN ÖNCELİKLE YAPMANIZ GEREKENLER

  • Anne-baba-çocuk sınırlarının net olması önemlidir. Çocuk kendini ancak böyle bir durumda güvende hissedebilir. Eğer sınırlar netse, eğer sınırlı bilgi ve deneyimi ile evi yönetmek ve sizi çekip çevirmek onun işi değilse ve en doğruyu, en güvenilir olanı anne-babası biliyorsa başı sıkıştığı anda onlardan yardım alabilir demektir. Ve bu ona güven verir. 
  • Çocuğunuzun davranışının nedenini anlayın. Bunu birine zarar vermek gibi bir amaçla mı yapıyor yoksa biraz ilgiye ihtiyacı olduğu için mi? Ona en doğru şekilde yaklaşabilmeniz için öncelikle onu iyi tanımalı ve neyi neden yaptığını anlayabilmelisiniz. Aksi halde tepkiniz oldukça yanlış olabilir. 
  • Meraklı değil duyarlı anne babalar olabilmek de oldukça önemlidir. Meraklı anne babalar, çocuklarının bireysel sınırlarını sıklıkla ihmal eder. Odasını karıştırır, çocuğun henüz paylaşmaya hazır olmadığı bir bilgiyi detayları ile öğrenmeye çalışırlar. Bu durum da, çocuğunuzun hem kendisine hem de başkalarına ait sınırlar konusunda kafasının karışmasına sebep olur. Eğer siz onun sınırlarına uygun davranmazsanız, başka kişilerin de ona bu konuda saygı duymamasını doğal karşılayacak ve tehlikelere açık hale gelecektir. 
  • Çocuğunuzdan yapmamasını beklediğiniz olumsuz davranışları kendi yaşamınızda sizin de yapmayarak model olabilmeniz çok önemlidir. 
  • Çocuğunuza, yaşına uygun sorumluluklar verebilmesiniz. Hiç sorumluluk almadan yaşayan kişilerin kazandıkları ve kaybettiklerinin de bir değeri olmaz. Bir süre sonra amaçsızlık kişiyi hayattan zevk alamamaya ve depresyona sürükler. Sorumlulukları yaşının altında ya da üstünde olmamalıdır ki hem gelişimine destek olabilsin, hem de bunları yerine getirmeye çalışmak onun için kaldırabileceğinin üzerinde bir yük oluşturmasın. 
  • Kıskanmak, üzülmek ve öfke gibi duyguların da evinizde kabul görsün; ancak uygun şekilde yansıtmayı ona öğretin. Duyguların doğrusu ya da yanlışı olmaz. Ancak uygun ifade biçimleri olabilir. Çocuğunuz kardeşini ya da arkadaşını kıskanabilir; ama kıskandığı için onun defterini alıp yırtması hoşgörülemez. 
  • Kurallar tüm aile bireyleri için net olmalıdır. Ancak bu 16 yaşındaki çocuğunuzla 10 yaşındaki çocuğunuzun aynı saatte eve gelebilecekler ya da aynı saatte yatağa gidecekleri anlamına gelmez. Kurallar bireylerin yetki ve sorumlulukları, yaşları ve evdeki konumlarına göre net olmalıdır.

ASLA YAPMAMANIZ GEREKENLER

  • Çocuğunuz her ne şekilde davranmış olursa olsun, onun bir birey olduğunu unutarak, bağırmak, azarlamak, vurmak, dövmek asla yapmamanız gerekenlerdir. Sizin bu davranışları uyguluyor olmanız, çocuğunuzun olumsuz davranışını değiştirmesine değil, bu gibi durumlarla karşılaştığında bağırıp şiddet kullanmayı öğrenmesine yol açacaktır. 
  • Siz bağırarak konuştuğunuzda çocuğunuz o sırada korktuğu ya da kaygılandığı için söylediklerinizi anlayamayacak ve yaptığının yanlış olduğunu bilse bile, onun yerine yapması gereken doğru davranışı öğrenemeyecektir. 
  • Çocuğunuz olumsuz davrandığı zamanlarda onu öğretmenine, babasına ya da bir başkasına söylemekle tehdit etmek yapılmaması gerekenlerden bir diğeridir. Bu durum sizin bu konuyla baş etmek ve çözüm üretmek konusunda yetersiz olduğunuz mesajını verir. Çocuğunuzun davranışında o anlık, çok kısa süreli bir değişim yaratsa bile uzun vadede doğru davranışı öğrenmesini sağlamayacaktır. 
  • Bir başka tehdit yöntemi de olumsuz davranmaya devam etmesi durumunda aslında gerçekleştiremeyeceğiniz bir şeyi yapacağınızı söylemektir (Bu şekilde davranmaya devam edersen, bir daha asla seninle tatile götürmeyeceğiz). Davranışla desteklenmeyen her türlü uyarı işlevselliğini yitirir. 
  • Olumsuz davranışların bazılarını görmezden gelmeniz durumunda, zamanla ortadan kalkacaklarına değinmiştik. Olumlu davranışların da onay ve takdir görmemesi zamanla ortadan kalkmalarına sebep olabilir. O yüzden, çocuklarınızın olumlu davranışlarını fark edip, buna olumlu tepkiler vermeniz, birçok disiplin yönteminden çok daha fazla işe yarayacak, çocuğunuzun ruh sağlığını olumlu şekilde etkileyecek ve onun da diğerlerinin olumlu davranışlarını görüp takdir edebilmesine destek olacaktır.