Anne Baba Olmadan Önce

Anne baba olan danışanlarımın çoğu, görüşmeler esnasında bana bir çocuğum olup olmadığını sorarlar. Bu sorunun altında, tam olarak anlaşılma ve uygulanabilir çözümler alma ihtiyacının olduğunu anlamak çok da zor değil. Her ne kadar bu ihtiyacı karşılamak için, bir psikoloğun anne baba olması gerekmese de, kişisel deneyimlerimden de yola çıkarak anne baba olmayı düşünenlere derim ki:
Anne babalık, son derece duygusal sebeplerle giyilen bir kimliktir. Zira, anne baba olmanın mantıklı herhangi bir yanı bulunmaz. 
Bulantılar, ağrılar, uykusuzlukları barındıran 9 ay,
Büyük bir cesaretle, birçok ağrı ve sancıyı göze almayı gerektiren doğum süreci,
Çalkantıları 40 günden çok daha uzun süren loğusalık,
Uykusuz geceler,
Yaşam boyu vazgeçtim deme şansı bulunmayan bir sorumluluk,
Zaman, enerji, maddi kaynakların ona adanması,
Vazgeçilen ya da ertelenen diğer ben tanımlarınız, sosyal hayatınız,
Belirsizlikler, sınır denemeleri, düşmeler, kalkmalar, kazalar, can acıları, ağlamalar, ödevler, okul seçimleri…
Ve tüm bunlara rağmen, büyüyüp bir gün terapiste gittiğinde o odada en suçlu kişinin siz olacağınızı bilmek…
Tüm bunları bile bile anne baba oluyorsanız, bunun mantıklı bir şey olmadığında hemfikiriz demektir.
Anne babalık, başından sonuna bir eşlik ve rehberlik sürecidir.
 
Eşlik ve rehberlik etmenin, anne babalığın özü olduğunu düşünüyorum. Çocuk ve anne baba arasındaki ilişki zorluklarının hemen hepsi, bu konudaki eksikliklerden kaynaklanır. Anne ve baba, zihnindeki çocuk ve zihnindeki anne baba tanımı ile sürece başlar. Bu tanım bugüne kadar gördüğü, okuduğu, deneyimlediği tüm anne baba çocuk ilişkilerinden parçalar taşır. Buna okuduklarından, izlediklerinden, eş dost ve uzmanların söylediklerinden öğrendiği yapılması ve yapılmaması gerekenler eklenir: İki saatte bir emzirmeliymişim, emzirmeyi yirmi dakika sürdürülmeliymiş, mutlaka sırt üstü yatmalıymış, ilk altı ayı da benim odamda geçmeliymiş. Annecim diye hitap edilir miymiş? Övmek zararlı mıymış? Ceza verilir miymiş? Cezaya ceza denir miymiş? …miş…mış…müş…  Bu -meli -malılar, daha doğduğu anda size verilenler. Buna benzer tanımları içeren önünüzde yaklaşık 20 yıl var.
Hal bu ki, her çocuk ve dolayısıyla her anne baba eşsiz ve biriciktir. Dolayısıyla, her birinin de ihtiyaçlarının içeriği, miktarı, süresi birbirinden tamamıyla farklı olur. Genellemeler ve buna ilişkin veriler, bilgi dağarcığınızı genişletmek, çocuğun ihtiyacını karşılayabilmek için farklı yolları deneyebilmek için kesinlikle çok önemli. Bu nedenle çok okumak, araştırmak, işin uzmanına sormak, başka anne babaların neler yaptığını öğrenmek gerek. Ancak bunları tek yol olarak benimsemek, “bu iş böyle yapılırmış” demek hem çocuğun hem de sizin ihtiyaçlarınızın gözden kaçırılmasına sebep olur. Böyle bir durumda da çekiştirmeler başlar. Böyle anlatınca kulağa biraz karmaşık gelebilir. Bir örnek üzerinden ele alalım:
30’lu yaşların ortalarında anne baba oldunuz. Kendinize ilişkin çok sayıda tanımınız var. “Çalışkan, kendine yeten, sosyal, uykuya düşkün, spor yapmayı seven, titiz, bakımlı, tutkulu vs. bir insanım.” Bu tanımların her insanda ne kadar farklı olabileceğini bir düşünün. Sonra bir bebeğiniz oldu. “Az uyuyan, kolay sakinleşmeyen, sese ve ışığa aşırı duyarlı, sık sık ama az az emen, sevimli bir bebek.” Tıpkı anne babaya ilişkin tanımlar gibi, bebeğe ilişkin tanımların da yüzlerce kombinasyonu olabileceğini aklınızda tutun.  Uykuya çok düşkün bu annenin, az uyuyan bebek ile yaşayacağı fiziksel çökkünlüğü ve yardım ihtiyacını, uyku ihtiyacı az bir annenin çok uyuyan bebeği ile karşılaştırın. Sadece bir özelliğin bile insanın bebeği ve kendisi ile ilgili yardım ihtiyacını, yetkinlik anlayışını, mutluluğunu ne ölçüde değiştirebileceğini tahmin edebiliyor musunuz? Hal böyle olunca, nasıl olur da ilk 4 ay bebeğinize yalnızca siz bakmalısınız, onu her ihtiyacı olduğunda kucağınıza almalısınız ya da 2 saat dolmadan kesinlikle emzirmemelisiniz diyebilirsiniz ki?
Montessori, Waldorf, Reggio Emilia, Doğal Ebeveynlik, Demokratik Ebeveynlik ve daha bambaşka bir sürü anne babalık yaklaşımı var. Her birinin de bazı yönleriyle hitap ettiği çocuklar ve anne babalar var. Herhangi birinin sıkı sıkıya takipçisi olup tüm önerilerini uygulamaya çalışmak sizi zorlayıp, bezdirebilir. Ancak hepsine ilişkin fikir sahibi olmak ve aralarından çocuğunuza ve size hitap eden önerileri hayata geçirmek çok iyi gelebilir. Çaresizlik hissinden, bunu yapmazsam iyi bir anne baba değilim düşüncesinden, benim çocuğumda bu işe yaramadığına göre bu çocukta bir sorun var duygusundan kurtarabilir.
Öyleyse Anne Baba Olmadan Önce
 
  1. Kesinlikle kendinizi çok iyi tanıyor olmalısınız. Elinize boş bir sayfa alıp “Ben ………………………….” cümlesini nasıl ve kaç farklı şekilde tanımladığınıza, bu tanımlarda esneklik gösterip gösteremediğinize mutlaka bakın. Hayatta kendinizi daha iyi tanıyabilmenize yardımcı olacak deneyimler edinin. Tatiller, okumalar, eğitimler, terapiler, arkadaşlar, yaptığınız ve yapmadığınız işlerin her biri size yol gösterici olacaktır.
  2. Eşinizle ilişkinizden memnun olup olmadığınızı, zorlu zamanlarda birbirinize nasıl destek olduğunuzu, anlaşmazlıklara nasıl çözüm bulduğunuzu biliyor musunuz? Eğer “Hiçbir sorun yaşamıyoruz ki…” diyorsanız, önce sorunlar yaşamayı bekleyin ki nasıl çözdüğünüze dair de bir fikriniz olsun. Eğer “Sürekli sorun yaşıyoruz, bir çocuğumuzun olmasının ilişkimize de iyi geleceğine inanıyoruz.” diyorsanız işe bebekten önce bir çiçek yetiştirmeyi deneyerek başlayın.
  3. Anne babalık repertuvarınızı zenginleştirebilmek için çok okuyun, çok dinleyin, çok izleyin. Bunların hiçbirini uygulamayacak olsanız bile zihninizde onlara bir yer açın. Hangisine ne zaman ihtiyacınız olacağını tahmin bile edemezsiniz.
  4. Yardım istemeye, etmeye ve almaya açık olun. Çünkü hayatta bir insan yetiştirmekten daha zor hiçbir şey yoktur ve bu konuda yardıma ihtiyaç duymayacak tek bir kişi bile olamaz. Her şeyi kendim halletmeliyim düşüncesi, çocukla aranızda güvensiz bir bağın kurulmasına zemin hazırlayacağı gibi, sizi ve onu dünyaya karşı da güvensiz kılar.
  5. Mükemmel anne baba ya da mükemmel çocuk diye bir şeyin olmadığını, mükemmel olmaya çalışmanın da ciddi sorunlar yarattığını aklınızdan çıkarmayın. Yeterince iyi olmak, yeter!
  6. Sağlıklı bir yaşam sürmek, adaptasyon yeteneğindeki üstünlükten geçer. Aşırı prensipli ve katı kurallı olmak adaptasyonu zorlaştırır. Esneyebildiğiniz, kendinizi değiştirebildiğiniz, şu an eskisinden daha farklı düşünüyorum ve farklı davranıyorum dediğiniz her anı takdir edin. “Sen çok değiştin.” diyenlere teşekkür etmeyi ihmal etmeyin.

Anne Baba Konuşmalarının Altyazıları

İnsanların çoğu, önemli, uzun süreli ve vazgeçilmesi mümkün olmayan anne babalık görevini yerine getirmek için  ne eğitim alır ne de açıp bir kitap okurlar.  Yaptığımız çalışmalar, çocuğumuzu anne babamızın bizi yetiştirdiği şekilde yetiştirme eğilimimiz olduğunu göstermektedir. Çünkü en iyi bildiğimiz, en doğru olduğunu sandığımız yol budur. Öte yandan hemen herkes “ben anne-babam gibi olmayacağım” cümlesini de hayatının bir döneminde en az bir kez mutlaka kullanır. Oysa, bu öyle bir ikilem ki hem onlar gibi olmak istemezken hem de başka bir yolu öğrenmediğimizden gün geçtikçe tıpkı onlara benzeriz. Farklı bir şekilde davranmaya çalıştığımızda da… “Ben sizi böyle yetiştirdim, bak ne güzel büyüdünüz!”.

Kendimizi referans alıyor, “normal” sayıyor ve çocuğumuz da biz gibi “normal” olsun diye onların yaptığını aynen tekrar ediyoruz. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Bugün çocuğunuzla ilişkilerinizde yaptıklarınız ve yapmadıklarınızı azıcık gözlemlemeniz size yalnız onunla olan ilişkilerinizle ilgili değil eşiniz, arkadaşlarınız, kendi anne-babanız ve hatta patronunuzla ilişkinize dair çok ciddi bilgiler verir.

————————————————————————————————————————–

Bütün işleri yapabilen, fazla iyi anne-babalar: Yalnızca iş yerinde çalışmakla kalmayan, evdeki tüm bireylerin sorumluluğunu da üzerine alabilen anne-babalardır. Çalışır, yemek yapar, evin salonu banyosu yetmez çocukların odasını da toparlar, kaç yaşında olurlarsa olsunlar yemeklerini önlerine koyar, arkalarından toparlar. Çocuğun yediğinden giydiğine hepsini seçer. Hatta eşininkileri bile…

Verilmek istenen mesaj: Hepinizi çok seviyor ve önemsiyorum. Hayatınızda işlerin yolunda gitmesini istiyorum, bu yüzden de hiçbir şey eksik kalmasın diye çok çalışıp sizin için tüm bunları ben yapıyorum.

Verilen mesaj: Bu işlerle sen canını sıkma. Ben senin yerine yaparım.

Bu işlerin yapılması bu evde benim sorumluluğum.

Ben senin yerine yapmak için her zaman burada olacağım.

Bunları senin yapabilmen mümkün değil. Senin kapasiten yeterli değil. Göstermeye çalışsam da yapamayacağın için bunları benim yapmam gerek.

Yapılması gereken: Kendinize “Yapma!” demeyi öğrenmek ve evdeki herkesle sorumlulukları paylaşmak. Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun, kendi oyuncaklarını toplayabilir ve ortak yaşamda paylaşabileceği bir takım sorumlulukları vardır. Ona kendisinin işe yaradığını öğrenebilmesi, bu ailenin bir bireyi olmaktan keyif alabilmesi ve neleri yapıp neleri yapamayacağına dair kendini sınayabilmesi için bir fırsat olan sorumlulukları mutlaka verin.

—————————————————————————————————————————

Çocuklarının ödevlerini yapan anne-babalar: Özellikle okullardaki yeni dönem performans ödevleri sistemi ile birlikte çocuklarının ödevlerini yapan anne babaların sayısında inanılmaz bir artış vardır. Bu anne babalar çocukların yerine öğretmenden ya da çocuğun diğer arkadaşlarından ödevi alırlar. Detaylarıyla ne olduğunu öğrenirler. Ödevin teslim edilmesinden bir gece önce evdeki herkesi bir araya toplayarak ödevi kan ter içerisinde tamamlarlar.

Verilmek istenen mesaj: Ödevinin ne kadar önemli olduğunun farkındayım. Bundan düşük bir not almamanı istiyorum. İyi bir not alabilmen için de sana gereken her türlü desteği vermeye hazırım.

Verilen mesaj: Senin çalışman yeterince iyi değil. Sen bunu yapabilecek kadar iyi değilsin. Bu ödev senin kapasitenin çok üzerinde. Ancak ben yardım edersem yapabilirsin.

Sen yeterli değilsin; ama ben öyleyim. Ben daha iyi yapacağımdan bırak ben yapayım.

Sana nasıl yapılacağını anlatarak yardımcı olacak kadar zamanım ve sabrım yok, o yüzden ben yaparsam daha çabuk biter.

Yapılması gereken: “Bu onun görevi!” diyebilmek. Eğer öncelikle siz bu görevin ona ait olduğunun farkına varırsanız, çocuğunuz da okula gittiğinde öğretmenine “Öğretmenim, annem-babam ödevimi çantama koymamış o yüzden evde kaldı.” demeyecektir. Ya da size “Ayşe’nin babası mimar olduğu için performans ödevinden daha yüksek not aldı!” gibi bir açıklama yapmayacaktır. Ödevleri çocuğunuzun hem zihinsel gelişimi hem de sorumluluklarını alarak olgunlaşabilmesi için bir fırsattır. Onun yerine yaptığınız her ödevde, onun gelişim fırsatını elinden aldığınızı unutmayın.

—————————————————————————————————————————

Sorumluluğunu yerine getirmesi karşılığında ödül sunan anne-babalar: Rüşvet almak doğuştan gelen bir huy değildir, zamanla öğrenilir. Çocuklarının başarıları karşısında onları ödüllendirdiğini düşünen annelerin büyük bir çoğunluğu aslında sorumluluk öncesi pazarlıkla çocuklarına rüşvet almayı öğretirler. “Ödevlerini bitirirsen baban gelirken ne istersen onu alacak”, “Hadi oğlum bakkala gidip bir ekmek alırsan kendine de istediğin şeyi alabilirsin”, “Babaannenlerin yanında sözümü dinlersen ben de seni haftasonu parka götürürüm” en çok karşılaşılan pazarlık önekleridir.

Verilmek istenen mesaj: Bu işin yapılması benim için çok önemli. Bu konuda yardımına ihtiyacım var. Lütfen bunu beni zor durumda bırakmadan tamamla.

Verilen mesaj: İşlerini yaparsan karşılığında ödül alırsın. Bu ödüle ihtiyacın yoksa bu işi yapmana da gerek yok.

Yapılması gereken:  Sorumluluk, yetenek ve ek çabanın ayırdına varmak. Sorumlulukların yerine getirilmesi durumunda insanın kayba uğramaması doğal bir sonuçtur ve ödülü gerektirmez. Örneğin derslerine düzenli olarak çalışan bir çocuğun sınıfını geçmiş olması doğal bir sonuçtur. Sınıf kaybı yaşamaması bu sorumluluğun ona kazandırdığı en önemli şeydir. Öte yandan çocuğunuzun kendi sınıfı düzeyinde özel bir derece ile sınıfını geçmiş olması, ek bir çalışmada bulunduğunun ya da kendine has yeteneklerinin bir sonucu olabilir ve bunun sonucunda onu ödüllendirebilirsiniz. Ancak hiçbir çocukla sorumluluğu olan ödevini yerine getirmek için pazarlık yapmamalısınız.

—————————————————————————————————————————

Çocuklarının her istediğini alan anne-babalar: Bazı anne-babalar, özellikle de çocuklarıyla yeterli vakit geçiremiyorlarsa ya da çocuklarına ilgi ve sevgilerini başka şekillerde ifade etmekle ilgili bir güçlük yaşıyorlarsa çocuklarını oyuncağa boğarak, her an her yerde çocuklarının istedikleri her şeyi alarak bunu telafi etmeye çalışırlar. Bu çocukların odasında bir oyun evinin sahip olduğundan daha fazla oyuncak vardır. Eşyalarını sıklıkla kaybeder ve bunu önemsemezler. Sahip oldukları şeylerden çok çabuk sıkılır ve yenilerini aldırıp diğerini kullanmayı bırakırlar.

Verilmek istenen mesaj: Seni seviyorum ve senin istediğin şeyleri sana alarak seni mutlu etmek istiyorum.

Verilen mesaj: Bizim sonsuz bir para kaynağımız var.

İstediğin her an her şeye sahip olabilirsin; çünkü sen buna değecek kadar önemlisin.

Sahip olduğun şey aslında pek de önemli bir şey değil. Her an bir yenisi alınabilir.

Yapılması gereken: Çocuğunuza alacağınız şeyi önceden onunla birlikte planlayın. Aldığınız şeylerin maliyetini bilsin. Kendi harçlığı oranında kıyaslanmasını yapabilsin. Böylelikle isteklerinin ailenizin bütçesinde ne kadar bir paya sahip olduğu hakkında fikir sahibi olsun. Onun ihtiyaçları (okul malzemeleri, spor malzemeleri vb.) dışında kalan diğer şeyleri doğum günü, yılbaşı gibi özel durumlarda hediye olarak almayı ya da gerçekten bir başarısının ödülü olarak vermeyi tercih edin. Bunun için beklemesi, sabretmesi gerektiğini bilsin. Ya da harçlıklarını bir miktar biriktirebileceği şekilde düzenleyin ki, parasını sistemli olarak kullanarak kendi çabası ile elde edebilmenin keyfini yaşasın.

——————————————————————————————————————-

Düşünmeden, gelişigüzel yorumlar yapan anne-babalar: Anne-babaların çok büyük bir kısmı çocukların tıpkı yetişkinler gibi bireyler olduklarını unutarak çocuklarıyla bir erişkinle konuşamayacakları ölçüde düşüncesiz ve rahat konuşurlar. Örneğin daha görüşme odasına anne babayı almamıza fırsat kalmadan çocuğun yanında onun ne kadar şımarık ne kadar söz dinlemez bir çocuk olduğunu sıralayan anne-babaların sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Evdeki misafirlerin yanında odasını her gün nasıl dağınık bıraktığından kolaylıkla yakınabilirler. Misafirliğe gittikleri yerde “Ne yapıyorsun sen orda, çek elini o masanın üzerindekilerden” diye bağırarak söyleyebilirler. Çocuklarını kendisine verilen şeker karşısında teşekkür etmediği için üzerine giden ve “ya hemen teşekkür ediyorsun ya da o şekeri bırakıyorsun” diyerek mahcup edenlerle ise hemen hepiniz karşılaşmışsınızdır.

Verilmek istenen mesaj: Bu davranış biçimini onaylamıyorum ve bunu hemen düzeltmeni istiyorum.

Verilen mesaj: Senin hakkında istediğim her şeyi söyleyebilirim.

Küçük bir çocuk olduğun için beni anlayamazsın.

Sana bir yetişkin kadar saygı duymamı bekleme.

Senin bu durumda ne hissedeceğin benim için önemli değil.

Yapılması gereken: “Bu cümleyi bir yetişkin için de kurar mıydım?” diye düşünmek. Bunu düşünerek hareket etmeniz öncelikle çocuğunuzun bir birey olduğunun ayırtına varmanızı sağlayacaktır. İkinci olarak, bir anne-baba olarak asla unutmamanız gereken şey, çocuğunuz “yapmasını söylediğiniz şeyi değil yaptığınız şeyi” model alacaktır. Onun hayata karşı nasıl bir duruşu olmasını ve hem size hem de çevresindeki bireylere nasıl davranmasını istiyorsanız bunu ona ancak siz bu şekilde davranarak kazandırabilirsiniz. Ve çocuğunuzun uygun şekilde davrandığını gördüğünüzde ona “aferin, çok güzel davrandın” demeyi sakın unutmayın.

———————————————————————————————————————-

Böyle hissetmesine gerek olmadığını söyleyen anne-babalar: Bazı anne-babaların çocuklarının kıskançlık, öfke ya da üzüntü gibi duygularına tahammülü yoktur; çünkü bunlar karşısında ne şekilde davranmaları gerektiğini, nasıl tepki vermenin uygun olacağını bilemezler. Bunun sonucu olarak da kaygılanıp duyguyu yok sayarlar. Bu şekilde davranan anne-babaların tipik tepkileri “Aaaa, senin gibi akıllı bir çocuğa kardeşini kıskanmak yakışıyor mu?”, “Yoksa sen arkadaşını kıskanıyor musun?”, “Buna kızılır mı şimdi?”, “Anne-babalara öfkelenilmez, çok ayıp!”, “Bunda ağlanacak bir şey yok.”, “Sen yine mi ağlıyorsun?” gibi cümleler olabilmektedir.

Verilmek istenen mesaj:  Bu şekilde hissetmene gerek yok. Üzülmeni/ kızmanı istemiyorum.

Verilen mesaj: Hislerin yanlış. Böyle hissetmen saçma.

Bu durumda nasıl hissedileceğini ben senden iyi biliyorum.

Eğer benim söylediğim gibi hissetmiyorsan, sende bir gariplik var demektir.

Yapılması gereken: Çocuğunuzun duygularını tanımasına fırsat verin. Duygularını yadsımayın, inkar etmeyin. Çocuğunuz duygularını ancak yaşayarak öğrenebilir. Onun üzülmesi ya da kırılması durumunda siz de çok mutsuz oluyor olabilirsiniz. Ancak bu duygularını yaşamasına izin vermemeniz uzun vadede daha büyük ruhsal sıkıntıları beraberinde getirecektir. Sizden beklediği şey yalnızca onu anlamanız. Onun bu duygusunu değiştirmek, daha iyi hissetmesi için bir şey yapmak zorunda değilsiniz. Yalnızca, onu dinleyin ve bu durumun onun ne kadar canını sıktığını anlayabildiğinizi ona ifade edin.

Bu örnekler bir kitap yazacak kadar çoğaltılabilir; çünkü çocuklar ne kadar hata yapıyorlarsa anne babalar da o sıklıkta yapıyorlar ne yazık ki. Çocukluk dönemi insanın hem dünyayı hem de kendisini tanıyıp keşfettikleri bir dönemdir. Bu sebeple çocuklarınız sayısız deneme-yanılma sürecinden geçecekler. Elbette siz de anne babalık konusunda henüz çok tecrübesiz olabilirsiniz. Ve sizin de bu konuda çok sayıda yanılgınız olabilir. Ancak asla çocuklarınız kadar hata yapma lüksüne sahip değilsiniz. Çünkü sizin yaptığınız her hatalı davranış dünyayı tanıma sürecindeki çocuğunuz tarafından hızla emilecek ve detaylarıyla öğrenilecektir. Çevresinde henüz tek güvenli sosyal kaynağı siz olduğunuz için de sizin yaptıklarınızı en doğru yol olarak benimseyip belki de ilerde o da aynı örüntüyle kendi çocuklarını yetiştirecek ve hatalar nesiller boyu aktarılacaktır. Tüm bu sebeplerle, önce anne-babalığı öğrenmeli, bu konuda kendinizi eğitebileceğiniz tüm kaynakları kullanmalısınız. Sonrasında ise tepkilerinizi gözden geçirmeli ne söylemeye çalışırken aslında nasıl bir mesaj verdiğinizi çocuğunuza bu mesaj ulaşmadan tartmalısınız. Unutmayın ki çocuklarınız, dediğinizi değil yaptıklarınızı yapacaklar!