YİYORUM ÖYLEYSE MUTLUYUM

Hiç hızlı kilo alıp veren biri olmadım. Yılda en fazla 1 kglık farklılıklar görürüm tartıda. Ama hiç düşünmeden özenle hazırlanmış, lezzetli yemekleri, hiçbirini diğerine karıştırmadan, her lokmasının tadını çıkara çıkara yemenin en büyük zevklerimden biri olduğunu söyleyebilirim. Belki de bu yüzden ne zaman kilo vermeye ilişkin sohbetler başlasa, insanlar nasıl diyet yaptıklarını ya da yapılması gerektiğini anlatsalar, birden öfkelenmeye başladığımı hissederim. Bu keyfi hayatımdan çıkarma ya da sınırlama düşüncesi beni o kadar rahatsız eder ki, hemen ardından yeme isteğimin de artmaya başladığını fark ederim.

Yemek Bağımlılığı

Geçtiğimiz günlerde öğrendim ki yalnız değilmişim. Bir kitapçının psikoloji raflarında kendimi kaybetmişken, bir anda hemen yan rafta duran “Yemek Bağımlılığı” isimli kitap dikkatimi çekti. Etrafındaki diyet kitaplarının tümünü görmezden gelerek kitabı elime aldım. Kitabın yazarı Mike Dow alandan biri. Bağımlılıklar ile Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımı ile çalışan bir psikolog. Dr. Dow kendisini de eski bir yemek bağımlısı olarak tanımlıyor. Kilolu bir geçmişi, bol kalorili yiyeceklere büyük bir tutkusu varmış. Bu yönümüz tam olarak benzemese de, yemekten aldığımız keyfi tarif ediş biçimlerimiz örtüşüyor.

 

Dr. Dow, kitabında endişe ve mutsuzluk hallerinde yemeğe sarılanlara sesleniyor. Yemeyi tercih ettiğimiz besinlerin nasıl bir anda kaygı ve mutsuzluğu geçirdiğini ama hemen akabinde daha hızlı bir bunalıma sürüklediğini bedenin kimyasal sistemi üzerinden herkesin anlayabileceği bir dille anlatıyor.

Yemek Bağımlılığının Tedavisinde Dr. Dow’un Yaklaşımı 

Bu durumu sağlıklı bir şekilde değiştirebilmek için de 28 günlük bir program öneriyor.  28 günlük programın ilk haftasında yeme biçiminizden hiçbir şeyi değiştirmeden, sizi mutlu edecek ya da kaygınızı hafifletecek (Dr. Dow’un tanımıyla dopamin ya da serotonin seviyelerini yükseltecek) sağlıklı yiyecek ya da etkinliklerden sadece 2’sini hayatınıza düzenli şekilde dahil ediyorsunuz. İlerleyen haftalarda da zararlılardan 1 çıkarıp yararlılardan 1 eklemeye devam ediyorsunuz. Eklediğiniz kaygıyı azaltıcı ya da mutluluğu arttırıcı sağlıklı besin ya da aktiviteler, doğal olarak bunların ihtiyacı ile aldığınız şekerli ya da yağlı gıdalara ilginizi azaltmaya başlıyor. Onları daha az aramaya, bir şekilde yaklaştıysanız da daha az yemeye başlıyorsunuz.  Çünkü artık onlara ihtiyacınız kalmıyor.

 

İşin en ilginç tarafı ise, kitabı okuduğum süreden beri programı uygulamayı denememiş olmama rağmen, eskisine göre çok daha az şekerli ya da yağlı şeylere ilgi duymaya başlamış olmam. Çünkü aslında kitabı okurken kilo vermeye değil, daha mutlu ve daha az endişeli olmaya bir şekilde niyetlenmeye başlamış oluyorsunuz. Niyet bu olunca da onu yememeliyim, bundan uzak durmalıyım değil, “bu tam tahıllı sandviç bana iyi gelecek” düşüncesi seçimlerinizi yönlendirmeye başlıyor. Düşünceleriniz hem duygunuzu hem de davranışınızı otomatik bir şekilde sağlıklı olana doğru yönlendiriyor.

 

Eğer anoreksiya ya da bulimia gibi yaşamsal riskleri olan ciddi bir yeme bozukluğunuz yoksa, sağlıksız yeme davranışını önlemeye yardım edecek güzel bir Bilişsel Davranışçı Terapi kitabı “Yemek Bağımlılığı”. Yiyorum öyleyse mutluyum diyen herkese…