Anne Baba Konuşmalarının Altyazıları

İnsanların çoğu, önemli, uzun süreli ve vazgeçilmesi mümkün olmayan anne babalık görevini yerine getirmek için  ne eğitim alır ne de açıp bir kitap okurlar.  Yaptığımız çalışmalar, çocuğumuzu anne babamızın bizi yetiştirdiği şekilde yetiştirme eğilimimiz olduğunu göstermektedir. Çünkü en iyi bildiğimiz, en doğru olduğunu sandığımız yol budur. Öte yandan hemen herkes “ben anne-babam gibi olmayacağım” cümlesini de hayatının bir döneminde en az bir kez mutlaka kullanır. Oysa, bu öyle bir ikilem ki hem onlar gibi olmak istemezken hem de başka bir yolu öğrenmediğimizden gün geçtikçe tıpkı onlara benzeriz. Farklı bir şekilde davranmaya çalıştığımızda da… “Ben sizi böyle yetiştirdim, bak ne güzel büyüdünüz!”.

Kendimizi referans alıyor, “normal” sayıyor ve çocuğumuz da biz gibi “normal” olsun diye onların yaptığını aynen tekrar ediyoruz. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Bugün çocuğunuzla ilişkilerinizde yaptıklarınız ve yapmadıklarınızı azıcık gözlemlemeniz size yalnız onunla olan ilişkilerinizle ilgili değil eşiniz, arkadaşlarınız, kendi anne-babanız ve hatta patronunuzla ilişkinize dair çok ciddi bilgiler verir.

————————————————————————————————————————–

Bütün işleri yapabilen, fazla iyi anne-babalar: Yalnızca iş yerinde çalışmakla kalmayan, evdeki tüm bireylerin sorumluluğunu da üzerine alabilen anne-babalardır. Çalışır, yemek yapar, evin salonu banyosu yetmez çocukların odasını da toparlar, kaç yaşında olurlarsa olsunlar yemeklerini önlerine koyar, arkalarından toparlar. Çocuğun yediğinden giydiğine hepsini seçer. Hatta eşininkileri bile…

Verilmek istenen mesaj: Hepinizi çok seviyor ve önemsiyorum. Hayatınızda işlerin yolunda gitmesini istiyorum, bu yüzden de hiçbir şey eksik kalmasın diye çok çalışıp sizin için tüm bunları ben yapıyorum.

Verilen mesaj: Bu işlerle sen canını sıkma. Ben senin yerine yaparım.

Bu işlerin yapılması bu evde benim sorumluluğum.

Ben senin yerine yapmak için her zaman burada olacağım.

Bunları senin yapabilmen mümkün değil. Senin kapasiten yeterli değil. Göstermeye çalışsam da yapamayacağın için bunları benim yapmam gerek.

Yapılması gereken: Kendinize “Yapma!” demeyi öğrenmek ve evdeki herkesle sorumlulukları paylaşmak. Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun, kendi oyuncaklarını toplayabilir ve ortak yaşamda paylaşabileceği bir takım sorumlulukları vardır. Ona kendisinin işe yaradığını öğrenebilmesi, bu ailenin bir bireyi olmaktan keyif alabilmesi ve neleri yapıp neleri yapamayacağına dair kendini sınayabilmesi için bir fırsat olan sorumlulukları mutlaka verin.

—————————————————————————————————————————

Çocuklarının ödevlerini yapan anne-babalar: Özellikle okullardaki yeni dönem performans ödevleri sistemi ile birlikte çocuklarının ödevlerini yapan anne babaların sayısında inanılmaz bir artış vardır. Bu anne babalar çocukların yerine öğretmenden ya da çocuğun diğer arkadaşlarından ödevi alırlar. Detaylarıyla ne olduğunu öğrenirler. Ödevin teslim edilmesinden bir gece önce evdeki herkesi bir araya toplayarak ödevi kan ter içerisinde tamamlarlar.

Verilmek istenen mesaj: Ödevinin ne kadar önemli olduğunun farkındayım. Bundan düşük bir not almamanı istiyorum. İyi bir not alabilmen için de sana gereken her türlü desteği vermeye hazırım.

Verilen mesaj: Senin çalışman yeterince iyi değil. Sen bunu yapabilecek kadar iyi değilsin. Bu ödev senin kapasitenin çok üzerinde. Ancak ben yardım edersem yapabilirsin.

Sen yeterli değilsin; ama ben öyleyim. Ben daha iyi yapacağımdan bırak ben yapayım.

Sana nasıl yapılacağını anlatarak yardımcı olacak kadar zamanım ve sabrım yok, o yüzden ben yaparsam daha çabuk biter.

Yapılması gereken: “Bu onun görevi!” diyebilmek. Eğer öncelikle siz bu görevin ona ait olduğunun farkına varırsanız, çocuğunuz da okula gittiğinde öğretmenine “Öğretmenim, annem-babam ödevimi çantama koymamış o yüzden evde kaldı.” demeyecektir. Ya da size “Ayşe’nin babası mimar olduğu için performans ödevinden daha yüksek not aldı!” gibi bir açıklama yapmayacaktır. Ödevleri çocuğunuzun hem zihinsel gelişimi hem de sorumluluklarını alarak olgunlaşabilmesi için bir fırsattır. Onun yerine yaptığınız her ödevde, onun gelişim fırsatını elinden aldığınızı unutmayın.

—————————————————————————————————————————

Sorumluluğunu yerine getirmesi karşılığında ödül sunan anne-babalar: Rüşvet almak doğuştan gelen bir huy değildir, zamanla öğrenilir. Çocuklarının başarıları karşısında onları ödüllendirdiğini düşünen annelerin büyük bir çoğunluğu aslında sorumluluk öncesi pazarlıkla çocuklarına rüşvet almayı öğretirler. “Ödevlerini bitirirsen baban gelirken ne istersen onu alacak”, “Hadi oğlum bakkala gidip bir ekmek alırsan kendine de istediğin şeyi alabilirsin”, “Babaannenlerin yanında sözümü dinlersen ben de seni haftasonu parka götürürüm” en çok karşılaşılan pazarlık önekleridir.

Verilmek istenen mesaj: Bu işin yapılması benim için çok önemli. Bu konuda yardımına ihtiyacım var. Lütfen bunu beni zor durumda bırakmadan tamamla.

Verilen mesaj: İşlerini yaparsan karşılığında ödül alırsın. Bu ödüle ihtiyacın yoksa bu işi yapmana da gerek yok.

Yapılması gereken:  Sorumluluk, yetenek ve ek çabanın ayırdına varmak. Sorumlulukların yerine getirilmesi durumunda insanın kayba uğramaması doğal bir sonuçtur ve ödülü gerektirmez. Örneğin derslerine düzenli olarak çalışan bir çocuğun sınıfını geçmiş olması doğal bir sonuçtur. Sınıf kaybı yaşamaması bu sorumluluğun ona kazandırdığı en önemli şeydir. Öte yandan çocuğunuzun kendi sınıfı düzeyinde özel bir derece ile sınıfını geçmiş olması, ek bir çalışmada bulunduğunun ya da kendine has yeteneklerinin bir sonucu olabilir ve bunun sonucunda onu ödüllendirebilirsiniz. Ancak hiçbir çocukla sorumluluğu olan ödevini yerine getirmek için pazarlık yapmamalısınız.

—————————————————————————————————————————

Çocuklarının her istediğini alan anne-babalar: Bazı anne-babalar, özellikle de çocuklarıyla yeterli vakit geçiremiyorlarsa ya da çocuklarına ilgi ve sevgilerini başka şekillerde ifade etmekle ilgili bir güçlük yaşıyorlarsa çocuklarını oyuncağa boğarak, her an her yerde çocuklarının istedikleri her şeyi alarak bunu telafi etmeye çalışırlar. Bu çocukların odasında bir oyun evinin sahip olduğundan daha fazla oyuncak vardır. Eşyalarını sıklıkla kaybeder ve bunu önemsemezler. Sahip oldukları şeylerden çok çabuk sıkılır ve yenilerini aldırıp diğerini kullanmayı bırakırlar.

Verilmek istenen mesaj: Seni seviyorum ve senin istediğin şeyleri sana alarak seni mutlu etmek istiyorum.

Verilen mesaj: Bizim sonsuz bir para kaynağımız var.

İstediğin her an her şeye sahip olabilirsin; çünkü sen buna değecek kadar önemlisin.

Sahip olduğun şey aslında pek de önemli bir şey değil. Her an bir yenisi alınabilir.

Yapılması gereken: Çocuğunuza alacağınız şeyi önceden onunla birlikte planlayın. Aldığınız şeylerin maliyetini bilsin. Kendi harçlığı oranında kıyaslanmasını yapabilsin. Böylelikle isteklerinin ailenizin bütçesinde ne kadar bir paya sahip olduğu hakkında fikir sahibi olsun. Onun ihtiyaçları (okul malzemeleri, spor malzemeleri vb.) dışında kalan diğer şeyleri doğum günü, yılbaşı gibi özel durumlarda hediye olarak almayı ya da gerçekten bir başarısının ödülü olarak vermeyi tercih edin. Bunun için beklemesi, sabretmesi gerektiğini bilsin. Ya da harçlıklarını bir miktar biriktirebileceği şekilde düzenleyin ki, parasını sistemli olarak kullanarak kendi çabası ile elde edebilmenin keyfini yaşasın.

——————————————————————————————————————-

Düşünmeden, gelişigüzel yorumlar yapan anne-babalar: Anne-babaların çok büyük bir kısmı çocukların tıpkı yetişkinler gibi bireyler olduklarını unutarak çocuklarıyla bir erişkinle konuşamayacakları ölçüde düşüncesiz ve rahat konuşurlar. Örneğin daha görüşme odasına anne babayı almamıza fırsat kalmadan çocuğun yanında onun ne kadar şımarık ne kadar söz dinlemez bir çocuk olduğunu sıralayan anne-babaların sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Evdeki misafirlerin yanında odasını her gün nasıl dağınık bıraktığından kolaylıkla yakınabilirler. Misafirliğe gittikleri yerde “Ne yapıyorsun sen orda, çek elini o masanın üzerindekilerden” diye bağırarak söyleyebilirler. Çocuklarını kendisine verilen şeker karşısında teşekkür etmediği için üzerine giden ve “ya hemen teşekkür ediyorsun ya da o şekeri bırakıyorsun” diyerek mahcup edenlerle ise hemen hepiniz karşılaşmışsınızdır.

Verilmek istenen mesaj: Bu davranış biçimini onaylamıyorum ve bunu hemen düzeltmeni istiyorum.

Verilen mesaj: Senin hakkında istediğim her şeyi söyleyebilirim.

Küçük bir çocuk olduğun için beni anlayamazsın.

Sana bir yetişkin kadar saygı duymamı bekleme.

Senin bu durumda ne hissedeceğin benim için önemli değil.

Yapılması gereken: “Bu cümleyi bir yetişkin için de kurar mıydım?” diye düşünmek. Bunu düşünerek hareket etmeniz öncelikle çocuğunuzun bir birey olduğunun ayırtına varmanızı sağlayacaktır. İkinci olarak, bir anne-baba olarak asla unutmamanız gereken şey, çocuğunuz “yapmasını söylediğiniz şeyi değil yaptığınız şeyi” model alacaktır. Onun hayata karşı nasıl bir duruşu olmasını ve hem size hem de çevresindeki bireylere nasıl davranmasını istiyorsanız bunu ona ancak siz bu şekilde davranarak kazandırabilirsiniz. Ve çocuğunuzun uygun şekilde davrandığını gördüğünüzde ona “aferin, çok güzel davrandın” demeyi sakın unutmayın.

———————————————————————————————————————-

Böyle hissetmesine gerek olmadığını söyleyen anne-babalar: Bazı anne-babaların çocuklarının kıskançlık, öfke ya da üzüntü gibi duygularına tahammülü yoktur; çünkü bunlar karşısında ne şekilde davranmaları gerektiğini, nasıl tepki vermenin uygun olacağını bilemezler. Bunun sonucu olarak da kaygılanıp duyguyu yok sayarlar. Bu şekilde davranan anne-babaların tipik tepkileri “Aaaa, senin gibi akıllı bir çocuğa kardeşini kıskanmak yakışıyor mu?”, “Yoksa sen arkadaşını kıskanıyor musun?”, “Buna kızılır mı şimdi?”, “Anne-babalara öfkelenilmez, çok ayıp!”, “Bunda ağlanacak bir şey yok.”, “Sen yine mi ağlıyorsun?” gibi cümleler olabilmektedir.

Verilmek istenen mesaj:  Bu şekilde hissetmene gerek yok. Üzülmeni/ kızmanı istemiyorum.

Verilen mesaj: Hislerin yanlış. Böyle hissetmen saçma.

Bu durumda nasıl hissedileceğini ben senden iyi biliyorum.

Eğer benim söylediğim gibi hissetmiyorsan, sende bir gariplik var demektir.

Yapılması gereken: Çocuğunuzun duygularını tanımasına fırsat verin. Duygularını yadsımayın, inkar etmeyin. Çocuğunuz duygularını ancak yaşayarak öğrenebilir. Onun üzülmesi ya da kırılması durumunda siz de çok mutsuz oluyor olabilirsiniz. Ancak bu duygularını yaşamasına izin vermemeniz uzun vadede daha büyük ruhsal sıkıntıları beraberinde getirecektir. Sizden beklediği şey yalnızca onu anlamanız. Onun bu duygusunu değiştirmek, daha iyi hissetmesi için bir şey yapmak zorunda değilsiniz. Yalnızca, onu dinleyin ve bu durumun onun ne kadar canını sıktığını anlayabildiğinizi ona ifade edin.

Bu örnekler bir kitap yazacak kadar çoğaltılabilir; çünkü çocuklar ne kadar hata yapıyorlarsa anne babalar da o sıklıkta yapıyorlar ne yazık ki. Çocukluk dönemi insanın hem dünyayı hem de kendisini tanıyıp keşfettikleri bir dönemdir. Bu sebeple çocuklarınız sayısız deneme-yanılma sürecinden geçecekler. Elbette siz de anne babalık konusunda henüz çok tecrübesiz olabilirsiniz. Ve sizin de bu konuda çok sayıda yanılgınız olabilir. Ancak asla çocuklarınız kadar hata yapma lüksüne sahip değilsiniz. Çünkü sizin yaptığınız her hatalı davranış dünyayı tanıma sürecindeki çocuğunuz tarafından hızla emilecek ve detaylarıyla öğrenilecektir. Çevresinde henüz tek güvenli sosyal kaynağı siz olduğunuz için de sizin yaptıklarınızı en doğru yol olarak benimseyip belki de ilerde o da aynı örüntüyle kendi çocuklarını yetiştirecek ve hatalar nesiller boyu aktarılacaktır. Tüm bu sebeplerle, önce anne-babalığı öğrenmeli, bu konuda kendinizi eğitebileceğiniz tüm kaynakları kullanmalısınız. Sonrasında ise tepkilerinizi gözden geçirmeli ne söylemeye çalışırken aslında nasıl bir mesaj verdiğinizi çocuğunuza bu mesaj ulaşmadan tartmalısınız. Unutmayın ki çocuklarınız, dediğinizi değil yaptıklarınızı yapacaklar!

Lunapark Dergisi’ne…

Lunapark deyince aklınıza ilk ne geliyor? 

Çarpışan arabalar, dönme dolap, atlı karınca ve daha birçok eğlenceli oyuncak… Aklıma gelenler, lunaparkın bana ilk çağrıştırdıkları bunlar. Ancak bunların akla gelmesi bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor.

Lunaparkın her yaş gurubuna hitap eden bir alan olmasının temel nedeni nedir? 

Her şeyden önce oyun oynamak ve eğlenmek, yaşamın bir dönemine özgü değildir. Sadece  bizi eğlendiren şeyler zamanla şekil değiştirir. Çocukluğunuzdaki atlıkarıncanın yerini dönme dolap, çarpışan arabaların yerini hızlı trenler, eteğin yerini ise dönen zincirler alır.

Bugünün lunaparklarının da, her yaş grubuna hitap edebilmek konusunda oldukça donanımlı olduklarını göz önünde bulundurursak, çocuklarına refakat etmekten çok, bu hafta derslerine çok iyi çalışsa da bir Lunaparkla kendimizi ödüllendirsek diyen anne babaları anlamak hiç de zor olmaz.


Lunaparkı sevmeyen bir yetişkinin bu düşüncesinin altında ne yatıyor olabilir?
 

Lunaparklarda en güvenlisinden en adrenalin yüklüsüne, en hızlısından en yavaşına her çeşit oyun ve eğlence imkanı olduğu için kişilerin tamamıyla Lunaparkı sevmediğini varsaymak pek olası değil. Her zevk için düşünülmüş bir şey mutlaka oluyor.

Ancak elbette ki, bir çok konuda olduğu gibi kişisel özellikler, lunapark alanlarının çok hareketli ve ışıklı alanlar olması, belki kalabalık ve gürültünün varlığı daha durağan yerlerden hoşlanan insanların Lunaparkta olmaktan keyif alamamasına sebep olabilir.

Bunun yanı sıra, kişilerin daha önce yaşadıkları olumsuz lunapark deneyimleri de lunaparkta bulunmak istememelerinde bir etkendir.

Lunaparktaki herhangi bir alete binmekten korkan bir insan bu korkusunu nasıl yenebilir? 

Korkunun çok çeşitli sebepleri olabilir. Kişinin önceki dönemlerde başına gelmiş olan herhangi bir kaza bu korkuya sebep olabileceği gibi, böyle bir şeyi yaşamamış olsa bile başkalarından duymak ya da görmek kişileri bu aletlere binmekten uzak tutabilir.

Eğer bir alete binmeyi çok istediği halde korkusu bireye engel oluyorsa ve bunu aşmaya yönelik bir hevesi varsa, çoğunlukla direkt deneyimlemekten çok adım adım bu korkuyla baş etmeye çalışmanın işe yaradığını görüyoruz. Yani öncelikle, bu alete binen diğer kişileri izlemek ve alette başlarına herhangi bir kaza gelmediğini görerek güvenin artması, sonra belki kişiye istediği zaman seslendiğinde aletin hemen durdurulabileceğinin garanti edilmesi kişinin adım adım bu korkuyu yenebilmesine yardımcı olacaktır.

Ancak korkuların bireyin kendisinin bile çok farkında olmadığı, ilk bakışta anlaşılması zor sebepleri olabilir. Bu sebeple, eğer kişi bir alete binmekten korkuyor ve bunu yapmak istemiyorsa, yakınındaki kişilerin bu konuda ısrarcı davranmamaları ve bu korku kişinin başka yaşantılarını da etkiliyorsa ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlardan yardım almaları oldukça önemlidir.

Lunaparklar stresten uzaklaşmak adına bir terapi merkezi olarak görülebilir mi? 

Terapi merkezi demek oldukça büyük bir ifade olur; ancak eğlence ve oyunun kişiler üzerindeki rahatlatıcı etkisi herkes tarafından bilinir. Biz kliniğimize başvuran anne babaların hemen hepsine çocuklarının olumlu davranışlarının ödülü olarak hafta sonu birlikte yapacakları, hem çocuklarının hem de kendilerinin keyif alacağı bir etkinlik bulmalarını öneririz. Tartışmasız birlikte eğlenceli zaman geçirip, çocuklarının olumlu davranışlarını da pekiştirmek adına lunaparklar oldukça keyifli mekanlardır. Bununla birlikte, ailenin birlikte eğlenceli vakit geçiriyor olması; aile içi iletişimin artmasına, anne-baba-çocuklar arasındaki paylaşımın güçlenmesine olanak sağlayacaktır.


Lunaparktaki korku tünellerini bir uzman gözüyle değerlendirecek olsanız neler söylersiniz?
 

Korku tünelleri de lunaparklardaki diğer birçok eğlence aracı gibi, kişilerin korktukları şeyleri güvenli bir ortamda yaşayıp, bu korkularla yüzleşmelerine olanak sağlayabilecek araçlardır. Özellikle çocukların önemli bir kısmı, izledikleri filmler ya da arkadaşlarından duydukları hikayelerle gerçek dışı varlıklardan korkma eğilimindedirler. Bu mekanlarda korktukları şeylerle karşılaşmak; ancak aslında bunların insana hiç de zarar vermediğini, aslında pek de öyle korkulacak şeyler olmadıklarını deneyimlemek çocukların korkularıyla baş etmesine yardımcı olabilmektedir. Ancak bunun için çocuğun yaş grubu ve tek başına ya da yanında bir erişkinle korku tüneline girmesi gibi durumlarda çok hassas olmak gerekir.

Henüz somut dönemde oldukları bilinen, hayal ve gerçek algısı biz yetişkinlerle benzer olmayan 10 yaş altındaki çocukların korku tüneline girmeye teşvik edilmeleri, çocuk buna hazır olmadığı halde ısrarcı davranılması çocuk için çok travmatik bir anıya da dönüşebilir. Hem anne ve babalar, hem de lunapark işletmecileri bu yaş grubuna sınır koymak konusunda duyarlı davranmalıdır. 

Lunaparkların insan hayatındaki önemi nedir?

Çocuğun dili oyundur ve günlük çatışmalarını, zorluklarını en iyi oyunda açığa çıkararak kendini ifade eder. Özellikle oyun terapi alanında çalışan bir psikolog olarak, lunaparkların hem çocuklar hem de erişkinler için vazgeçilmez bir oyun alanı olduğunu söyleyebilirim.

Sanırım, lunapark deyince kendi çocukluk günlerini anımsayıp yüzünde bir gülümseme belirmeyen kimse yoktur. Bugünkü lunaparkların donanımı, bu alanları yalnızca çocukluk anısı olmaktan çıkarıp genç ve erişkinlerin de oldukça güzel vakit geçirdikleri, yaşam stresinden bir parça olsun uzaklaşıp kendilerine vakit ayırabildikleri eğlence mekanları haline getirmiştir.